Haşim Kılıç’ın Kılıçdaroğlu’na haber gönderdiği ortaya çıktı… “Aday olmasını isteyenler devletin adamı”

Gazeteci Cansu Çamlıbel’e konuşan Gültekin’in T24’te yayınlanan röportajının ilgili bölümleri şöyle:

“Haşim Kılıç dedi ki: Ona ilet, Kemal Bey’e gidenleri devlet gönderiyor”

– Bunu Türkiye için kim istedi? Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu bir tek adam rejimine teslim edilen, senin ifadenle “Ortadoğululaşmış” bir Türkiye senaryosunu kim yazdı yani?

Araştırıyorum ve bazı isimler bulabiliyorum. Tuncay Özkan mesela. Tuncay Özkan, Kemal Bey’in adaylığını organize ediyor. Erdoğan Toprak organize ediyor. Kemal Bey’in aday olmasını isteyen bir yapı var. O yapı, eski MİT mensupları ve eski derin devlet artıklarıyla irtibat halinde. O irtibat üzerinden, mesela Kemal Bey’e isimler gidiyor. Mesela ben bir gün eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç‘ı ziyaret ettim. Bana dedi ki; “Levent Bey, duyuyorum ki devletten çok önemli isimler Kemal Bey’e gidiyormuş. Sen aday ol lütfen senin adaylığını destekliyoruz diyormuş. Lütfen siz kendisiyle görüştüğünüzde Kemal Bey’e söyler misiniz bunların hiçbirini ciddiye almasın, bilsin ki onlar kendisine devlet tarafından gönderiliyor.”

– Bu senaryoyu benzer iddialarla dile getirenlerden biri de Soner Yalçın değil mi?

Onun nasıl bir senaryodan bahsettiğini bilmiyorum. Ben kitabı yazarken fark ettiğim; birbirini takip eden ve hepsi de Erdoğan’ın iktidarının devamını sağlayacak olaylar zincirinden bahsediyorum.

– Sen devam etmeden önce tekrar soracağım; kim bunlar? Dış güçler mi, nedir? Devletin içindeki artıklarla neyi kastediyorsun? Türkiye’nin tek adam rejiminde kalmasını isteyenler kim?

Şimdi Tayyip Erdoğan bir şey yaparken Türkiye’nin iyiliğine yaptığını zannediyor değil mi? Ama biz baktığımızda kötülük olarak görüyoruz. Bu nedenle siyasetçiler telkinle, yönlendirmeyle iyi bir şey yaptıklarını zannederken ülkeyi bir yıkıma sürüklüyorlar. Dahası bir yıkıma sürüklendiğini gördükleri halde bu politikalarını değiştirmiyorlar. Bazen ani tutum değişikliğine gidiyorlar ama onların da neredeyse tamamı bu gidişatı hızlandıracak türden olaylar. Bunu neyle izah edeceğiz?

“Erdoğan’ı da Kılıçdaroğlu’nu da aynı yapı gönderiyor”

– O zaman şunu mu demek istiyorsun; devletin içinde öyle bir yapı var ki hem Kemal Kılıçdaroğlu’nu hem de Tayyip Erdoğan’ı yönetiyorlar aslında.

Yönetiyor demeyeyim ama telkinleriyle, farklı çıkar ilişkileriyle veyahut çeşitli gerekçelerle yönlendiriyorlar.

– Peki kim bunlar? Geçmişte “derin devlet” diye kodladığımız yapı başka bir formda devam mı ediyor? Bunu mu demek istiyorsun?

Kim olduklarını bilmiyorum. Bilsem niye söylemeyeyim? Ortada bir oyun var ve o oyunu kimler yazıyor gerçekten bilmiyorum. Sadece aracı bazı isimleri biliyorum onları da zaten verdim. Birçok siyasi aktörü aynı anda koordine eden bir yapı var.

– Ve bu mevcut siyasi aktörlerimiz Tayyip Erdoğan ve Kemal Kılıçdaroğlu, yani iki cumhurbaşkanı adayı, kendi politikaları ve önerileri sanarak derin devletin kendilerine sunduğu argümanlarla seçimlere gittiler. Bu mudur?

Türkiye’de belki daha öncesi de var ama ben 2002 yılından sonrakilere dikkat ettim. Bütün siyasi ve toplumsal gelişmelerin tamamı Türkiye’yi Ortadoğu ülkesine dönüştürecek türden olaylar. Bu olayların aktörleri de belli bir tarafta Tayyip Erdoğan diğer tarafta Deniz Baykal, bir başka tarafta Devlet Bahçeli diğer tarafta Meral Akşener bir başka tarafta ise Kemal Kılıçdaroğlu var. Bu aktörlerin son 20 yılda izledikleri politikaları derinlemesine incelediğimizde aynı amaca matuf değişimler yaşıyorlar. Bir anda bir tutum değiştiriyorlar ve sebebini izah bile etmiyorlar.

“Filmin senaryosunu buldum ama yazanı tam bulamıyorum”

– Bu mevcut siyasi aktörlerimiz Tayyip Erdoğan ve Kemal Kılıçdaroğlu, yani iki cumhurbaşkanı adayı, kendi politikaları ve önerileri sanarak derin devletin kendilerine sunduğu argümanlarla seçimlere gittiler. Bunu mu söylüyorsun?

Biraz önce de söylediğim gibi Tayyip Erdoğan’ı da işin içine alan bir yapı olduğunu düşünüyorum. Bir buçuk yıl önce yazdığım “Yaklaşan Kasırga” kitabımda ortaya çıkan senaryoya baktığında bir film var. Başrol Tayyip Erdoğan’da. Ama senaryoyu yazan kim onu bulamıyorum

Şimdi bak, AK Parti kurulurken aslında Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağı siyasi parti kurmasını da kapsıyor. Anayasa Mahkemesi toplanıyor, “parti kuramaz” diye bir karar veriyor ama o kararı 3 yıl boyunca kamuoyuna açıklamıyor. O karar çekmecede tutulmasını kim sağladı?

Bunu kimse bize açıklamıyor. Ama sonuçta o karar açıklanmıyor ve Tayyip Bey parti kuruyor. Normalde yasalara aykırı ama kimse çıkıp “Bir dakika sen parti kuramazsın” demiyor.

AK Parti içinde muhafazakâr kesimden gelip yeniliği, değişimi içselleştirmeyen tek bir kişi var; Tayyip Erdoğan. Geriye kalanların hepsi “yenilikçi” dediğimiz, değişimi daha içselleştiren, cumhuriyetle barışmayı öncelik olarak gören isimler. Ama bu derin yapı Tayyip Erdoğan’ın bir an önce önünün açılmasını ve partinin başına geçmesini sağlıyor. Bir gün Deniz Baykal diyor ki; “Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırılması lazım.” Ve kaldırılıyor. O günün devlet yapısını bir gözünde canlandırmanızı istiyorum. 2002-2003 dönemini Anayasa Mahkemesi, asker, devletin diğer güvenlik kurumları…hepsinin AK Parti’ye karşı olduğu dönem. Ama Siirt seçimlerini iptal ediyorlar. Normal mi bu? Siirt seçimleri yenileniyor ve Tayyip Erdoğan apar topar milletvekili seçiliyor.

Çünkü fark ettiğim, senaryo dediğim, olaylar zincirine göre Erdoğan’ın etrafındaki yenilikçilerin tasfiye edilmesi ve onunda tek adam haline gelmesi kalması gerekiyor. Muhafazakâr tabandaki demokratik dönüşümün durdurulması için en radikal adamı başa getirip etki-tepki sürecini başlatıyorlar. Senaryonun devam ettirebilmesi için muhafazakâr taban ile seküler taban arasındaki çatışmanın devamı gerekiyordu. Tayyip Erdoğan’ın yasağı kaldırılıyor ama Abdullah Gül’ün önüne cumhurbaşkanı olamasın diye engel çıkartılıyor. Geldiğimiz noktada bugün İslamcı mahallede değişimi savunan herkes AK Parti’den tasfiye edilmiş durumda.

– Elbette öyle, bunu biliyoruz. Bunu Erdoğan kurgulamadı mı tek adam kalmak için? Sen diyorsun ki başkaları daha o siyaseten yasaklıyken kurguladılar bu senaryoyu.

Bak bir şey daha anlatayım. Bunu da yine çok üst düzey bir isimden, Cemil Çiçek’ten dinledim. “Bize kapatma davası tehdidi geldiğinde Tayyip Bey Amerika’daydı. Kendisini aradım. Dedi ki, “Başörtüsü teklifini rafa kaldırın.” Sonra bir gün Devlet Bahçeli durup dururken çıktı, “Getirin başörtüsü yasağını birlikte kaldıralım” dedi. Orada Bahçeli’nin hamlesi önemli. Ve ardından kapatma davası geldi.

Öte yandan yıl 2010 oluyor, CHP’de genel başkan değişiyor ve bir Alevi mezhebine mensup Kemal Bey genel başkan oluyor. Ortadoğulaşma dediğim şeyin üç ayağı var. Birincisi Aleviler kışkırtılacak ve siyasi bir yapıya dönüştürülecek, ikincisi Kürt hareketi ayrılıkçı bir çizgiye zorlanacak, üçüncüsü de İslamcı otoriter bir lider iktidarda olacak.

“Ekmeleddin İhsanoğlu ismini Devlet Bahçeli’ye ilk söyleyen Ekrem Dumanlı”

– Peki zaten bütün bunlar olmuştu. 2023 seçimleri bu senaryonun neresinde?

Şöyle anlatayım daha önce dediğim gibi son 20 yılda olan bütün siyasi gelişmeler bir şekilde Erdoğan’ı iktidarda tutmaya yarayacak türden gelişmeler. Mesela 2014’de muhalefetin oyu toplamda yüzde 60 civarında; Erdoğan’ın iktidarının sürmesi gerekiyor. Bir bakıyoruz ki, Zaman Gazetesi Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı gidip Devlet Bahçeli’ye “2014 seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday olmasını istiyoruz” diyor.

– Yani 2014 seçimleri için öneri Ekrem Dumanlı’dan mı geliyor?

Evet benim duyduğum böyle. Devlet Bey de bu görüşü Kemal Kılıçdaroğlu’na sunuyor, kabul ediliyor. Hatırlarsan o seçimde ne CHP ne MHP doğru düzgün bir kampanya yapmadı. Ekmeleddin Bey’in yanında basın işlerini organize eden Özlem Gürses vardı.

Yani seçimler altın tepside sunuldu Erdoğan’a. Muhalefet partileri kampanya yapmıyorlar ve normalde yüzde 40 civarında oyu olan Erdoğan, yüzde 52 oy alarak cumhurbaşkanı seçiliyor. Bu durumu neyle açıklayacağız? Geliyoruz 2015’e, adam seçimi kaybediyor. Ama bu senaryoya göre Erdoğan’ın devam etmesi gerekiyor. Peki nasıl olacak bu? Devlet Bahçeli bütün ısrarlara rağmen koalisyona girmiyor, Kemal Kılıçdaroğlu 35 gün boyunca Ahmet Davutoğlu ile görüşüyor ve sonunda çıkıp “bize koalisyon teklif edilmedi” diyor. Peki bir teklif yoksa 35 gün boyunca niçin görüştünüz?

Kaldı ki beni aramış ve “iktidar muhalefeti oyun bozan gösterecek algısı yaratacak” uyarısı yapmışım kendisine. Benim uyarıma da gerek yok. Siyasetten az biraz anlayan herkes iktidarın politikasının bu olduğunu görüyordu. Bütün bunların sonunda erken seçim oluyor ve Erdoğan yine kazanıyor. Tabii şimdi ben bunları film tadında anlatıyorum. Bu senaryonun akışına göre tek adam rejimine geçmemiz gerekiyor; tesadüfe bakın ki 15 Temmuz darbesi oluyor ve fiili tek adam rejimi dönemi başlıyor.

– Senin senaryondaki bu derin yapı nasıl CHP’ye ve AKP’ye nüfuz edebiliyorsa Gülen Cemaati’ne de aynı şekilde nüfuz edebiliyor heralde.

Tabii öyle. Bence cemaat zaten oranın kontrolündeydi.

-O zaman burada senaryoya bir es ver ve ben tekrar derin yapının kim olduğunu anlamak için bir soru sorayım. Fetullahçıların Amerika Birleşik Devletleri ve oradaki istihbarat yapıları tarafından kontrol edildiğine dair yaygın bir algı var Türkiye’de.

Var evet, bence algı değil gerçek.

– Pekâlâ, senin bunu gerçek olarak kabul etmenden yola çıkarak devam ediyorum. Bu Türkiye’de siyasete yön veren derin yapı dış güçler tarafından mı yönetiliyor? Dış güçleri tırnak içinde söylüyorum. Zira bu daha ziyade AKP tarafından kullanılan bir jargon. Yani aslında herkesi dış güçlerin maşası olmakla itham eden AKP mi dış güçlerin maşası?

Bu bahsettiğim derin yapı dış güçlerle irtibatlı olabilir ama ispat edemediğim için adını koyamıyorum. O yüzden söylüyorum, ispat edebilir bir şey değil. Devam edelim. 15 Temmuz ile birlikte fiilen bir tek adam rejimi kuruluyor. Ama adamlar diyor ki, “Fiilen olması yetmez, buranın gerçek bir Ortadoğu ülkesi olabilmesi için kalıcı olarak rejimine geçilmesi gerekiyor.” Bir film diyaloğu gibi anlatmam gerekirse Tayyip Bey diyor ki, “Ben nasıl yapayım, benim mecliste çoğunluğum yok”, “Biz hallederiz” diyorlar. Bir sabah kalkıyoruz, Devlet Bahçeli diyor ki, “Getirin kardeşim anayasayı değiştirelim.” E senin 100 tane konuşman var, “Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanı yaptırmayacağız” diye. Olsun! Fikir değiştirmiş, pat anayasa değişmiş ve biz pat diye 2017 referandumuyla tek adam rejimine geçmişiz.

– Bu derin yapı Devlet Bahçeli’yi de mi yönetiyor?

Cemaatle beraber bütün siyasi aktörleri yönetiyorlar. Bu arada Devlet Bahçeli’nin o kadar çok tavır değişikliği vardır ki böyle akıl almayan. Devam ediyoruz… 2017 referandumunda mühürsüz oylar çıkıyor. CHP sağlıklı itiraz etmiyor. Yola devam ediliyor. 2018 seçimine geliyoruz. Ortada yeni bir tablo var. Anket şirketleri araştırma yapıyor muhalefetin ortak bir aday olarak göstermesi durumunda Abdullah Gül’ün kazanma olasılığı olduğu ortaya çıkıyor. Bu araştırmaları yapan anket firmalarının isimlerini biliyorum. Abdullah Gül ile de bizzat konuştum bu konuyu.

“Gül, 2018’te Erdoğan’a rest çekmişti, adaylığını engelleyen Meral Hanım oldu”

– Şimdi sen bu konuyu açtığın için onu da sormadan devam edemem. Sen bu kamuoyu araştırmacılarından birinin Bekir Ağırdır olduğunu söyledin, o da yalanladı.

Sana şöyle söyleyeyim; ben yazı yazdım, kaynağımı açıkladım. Yani bunun en net şahidi Abdullah Gül. Dahası bu bilgiyi bana Bekir Ağırdır’ın kendisi de bize verdi. Hatta bu o kadar ki herkesin bildiği bir bilgi. Eğer Bekir Ağırdır benim yazımdan sonra inkâr etmeye devam ederse Abdullah Gül’ün çıkıp bu durumu doğrulayacak açıklama yapacağını duydum. Çünkü Ağırdır, Gül’e, 2018’de iki anket götürüyor ve yüzde 60 ile seçimi kazanabileceğini ve muhalefetin adayı olması gerektiğini söylüyor. Abdullah Gül bana “Bekir Ağırdır bir kez değil, defalarca geldi” dedi.

– Bu süreci ben de biliyorum. Abdullah Gül bana da yazılmamak kaydıyla anlatmıştı. Sen yazdın.

Bunu bilmeyen yoktu ki! Bekir Ağırdır’ın neden inkâr ettiğini ben anlayamadım. Şimdi bizim derinlere dönelim. Bakıyorlar ki Abdullah Gül aday olursa kazanma ihtimali var. Tayyip Erdoğan pat diye helikopterle Hulusi Akar ve İbrahim Kalın’ı gönderiyor Abdullah Gül’ün konutuna. Abdullah Gül’ün gelenlere çok sert bir konuşma yaptığı ve Gül’ün Erdoğan’ın “aday olma” mesajını kabul etmiyor ve aday olacağını söyleyerek rest çekiyor ve “adayım” diyor. Erdoğan’a karşı, CHP’nin başını çektiği muhalefetin adayı olmayı kabul etmek bana göre Abdullah Gül’ün aldığı en büyük risklerden biriydi.

Gül, bu kararı alınca bir genel merkezde Kemal Bey, Meral Hanım ve Temel Bey el sıkışıyorlar, ertesi sabah Abdullah Gül’ü ortak cumhurbaşkanı adayı olarak ilan etme kararı alıyorlar. Ne oluyorsa oluyor. Sabah saat 9.00’da Meral Hanım “Ben vazgeçtim” diyor ve çıkıp kendi adaylığını ilan ediyor. Senaristler sonunda bir “oh” çekip senaryonun kaldığı yerden devam edeceğini görmenin rahatlığını yaşıyorlar. Kimse “O gece ne oldu da Meral Akşener kararını değiştirdi?” sorusuna cevap vermiyor.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx